Instagram
Facebook
Youtube
Aradığın Kreş ve Anaokulu
Şimdi Yanı Başında!
Şehrinde ki Kreş'i bul mesaj gönder ücretsiz fiyat teklifi al!
KREŞ ARA
aylık
250.000
Görüntüleme
Öne çıkan kreş ve anaokulları
Kreş sahibi misiniz?
Hemen Kreş Ekle
Çocuğunuza bölgenizdeki en iyi kreşi bulmak için
Eğitim Danışmanlarımız dan faydalanın!
Bölgenizdeki en iyi kreşi bulmak için
Eğitim Danışmanlarımız'dan faydalanın!
BENİ ARAYIN
İrtibat bilgilerinizi bırakın, sizi arayıp talepleriniz doğrultusun da
bölgenizdeki en iyi kreşi sizin için bulalım!

Popüler şehirler tüm şehirler
Tümünü Göster
Adana Kreşleri
1 Kreş
Tümünü Göster
Ankara Kreşleri
4 Kreş
Tümünü Göster
Antalya Kreşleri
1 Kreş
Tümünü Göster
Balıkesir Kreşleri
2 Kreş
Tümünü Göster
Çanakkale Kreşleri
1 Kreş
Tümünü Göster
İstanbul Kreşleri
8 Kreş
Tümünü Göster
İzmir Kreşleri
1 Kreş
Tümünü Göster
Kocaeli Kreşleri
1 Kreş
Kreşinizi tercih ederken diğer Veli yorumlarından yararlanın!
tüm yorumlar
Son eklenen ilanlar tüm ilanlar
200
görüntüleme
Süleyman Özgür tarafından eklendi 0 başvuru yapıldı!
Kurumumuzda çalışmak üzere eğitim danışmanı arıyoruz
Okulumuzda çalışmak üzere eğitim danışmanı arıyoruz. Daha önce eğitim sektöründe çalışmış tecrübeli kişiler önceliğimizdir...
301
görüntüleme
Gökhan Y. Yıldırım tarafından eklendi 0 başvuru yapıldı!
Kurumumuz da çalışacak İngilizce Öğretmeni
İngilizce öğretmenleri alınacaktır. ..
307
görüntüleme
Gökhan Y. Yıldırım tarafından eklendi 0 başvuru yapıldı!
Kurumumuz da çalışacak Temizlik Personeli aranmaktadır.
Anaokulumuz için temizlik personeli. ..
291
görüntüleme
Gökhan Y. Yıldırım tarafından eklendi 0 başvuru yapıldı!
Yemekhanemize bulaşıkcı aranmaktadır.
Kreşimize yemekhanede çalışacak profesyonel bulaşıkçı. ..


En son eklenen anaokulları ve kreşler
tüm kreşler
Uzman makaleleri
çocuğunuzun geleceğini
birlikte planlayalım!
1
186
görüntüleme
Kreş ve anaokulunun ilköğretime katkısı
Kreş ve anaokulunun ilköğretime katkısı hakkında; Öğrenmenin ilk evresiyle aile içinde tanışır cocuk. 3 ila 6 aralığında ki yaşlara geldiğinde gelişiminin diğer evrelerini tamamlamak icin, yaşıtlarıyla ve alanında uzman öğreticilerle bir arada bulunacağı kreş ve anaokulu gibi terimleri duymaya başlar. Gerek gelişimini tamamlaması  gerekse, anne ve babanın çalışma zorunluluğundan dolayı çocukla ilgilenecek kimselerin olmayışı aile içinde sık sık bu terimlerin geçmesine sebep olur. Ve ailede çocuklar ve aile için en uygun kreşi bulmak için hummalı bir çalışma başlar. Kimi zaman tavsiye üzerine kimi zaman ise uzun araştırmalar neticesinde donanımlı yetkinliklere sahip beklentilerine cevap verecek uygun bir kreş veya anaokulu bulurlar. Çocuklar için yaşıtlarının ve birden cok oyuncağın bulunduğu renkli bir dünyadır. Başlarda adaptasyon sorunları yaşansa da zamanla eğlenceli hale gelir ve çocuk için bulunmaktan zevk aldığı bir yer olur. Yaşıtlarıyla iletişimi kuvvetlenir, aileden ayrı saatler geçirirler çocuğun anne ve babaya olan bağlılığı azalır cocuk kendi alanının olduğunu, bir birey olduğunu kanıksar ve çocuktaki tamamlanmış bu duygu durumu kreş veya anaokulu bittiğinde başlayacağı, ilk okulda ailenin rahat etmesini kolaylaştırır.     Çoğunlukla ilk okuldan önce, kreş veya anaokulu geçmişi olmayan çocuklar ilkokula başlarken anne ve babadan ayrılamama, sürekli ağlama, içe kapanma, sabahları okula gitmek istememe gibi adaptasyon sorunları yaşanır.   Kreş veya anaokulunda eğlenceli ve renkli dünyayla karşılaşan kendini özgür hisseden ve aileden uzak kendi alanını oluşturabilen çocuklar için bu zemin çoktan hazırlanmış olacaktır. Birden fazla çocukla bir arada bulunması neticesinde eğlenceli vakitlerin yanı sıra zaman zaman anlaşmazlıklar çıkacak ve çocuk uzlaşmayı keşfetmiş olacaktır. Bu durumda çocuğun yaşadığı her anlaşmazlıkta  ailesini yanında istememesini sağlayacak çünkü kendi kendine çözüme kavusturmuş olacaktır. Kreş ve anaokullarında çocukların beceri ve yetkinliklerine dayalı eğitimler yapıldığı için, çocukların ilgi alanları keşfedilir, ilerleyen eğitim dönemlerinde aile ve öğretmenlerin bu yönde ilerlemesine temel olusturur. Duygu durum bozukluğu, davranış bozukluğu, öğrenme bozukluğu diğer adıyla ( disleksi ) gibi sorunlar kreş veya anaokuluna giden çocuklarda ilk öğretim çağından önce uzman eğitimciler tarafından keşfedilir. Ailesine ve öğretmenlerine bu yönde fikir verilir. İlk öğretim döneminde bu sorunlar daha da ilerlemeden çözüm yolları düşünülür. Duygu durum ve davranış bozukluğu yaşayan çocuklar da genelde aşırı hassasiyet, içe dönük, olaylara ve durumlara karşı normal olmayan tepkiler göstermesi, öfkeli, hırçın ve zarar verici tavırlar içinde bulunması öğretmenleri tarafından farkedilir anne babaya iletilir ve anne babanın bu durumda var olabilecek payları görüşülür ve uzman kişilerden yardım almaları sağlanır. Çocuklarda kreş veya anaokullarında keşfedilebilecek bir diğer durum ise; Çocuk harfleri çıkarmaya sesleri tanımaya ve taklit etmeye başladığı dönemde sinyallerini veren ve okul döneminde kreş, anaokul, ilk okulda kendini belli eden disleksi bir diğer adıyla öğrenme bozukluğudur. Çocuk harfleri, sesleri, renkleri tanımakta söylemekte ,zorluk çeker. Kreş veya anaokulunda ki aktivitelerde renkleri tanımakta zorluk, ard ardına şarkı kelimelerini ezberleme de güçlük, birbirine benzer sesleri tanımada zorluk gibi belirtilerle kendini gösterir ve bu durumda aile kreş ve anaokulu yetkilileri tarafından erken dönemde uzman kişilere yönlendirilir. Adı üstünde Okul öncesi eğitim dönemi de denilen Kreş ve anaokulu dönemi çocukları ilk okula hazırlar. Ve buda hem aileler için hemde öğretmenler için kolay ilerleyen sağlıklı bir süreçtir. Bir başka makalemizde disleksi bir diğer adıyla çocuklarda öğrenme bozukluğu konusunu detaylarıyla ele alacağız. Bu ve bunun gibi birçok etkisi sebebiyle kreş ve anaokulunun katkısı çocuklarımızın eğitim hayatına, sosyal hayatlarına, kendi dünyaların da yaratmış oldukları sorunların çözümünde yadsınamaz bir gerçektir. Yapılan araştırmalara göre kreş ve anaokulu geçmişi olan çocukların gelişimleri, sosyal yaşamdaki faaliyet alanları ve katılımları, eğitim hayatlarındaki başarı oranlari kreş ve anaokulu geçmişi olmayan çocuklara göre daha da gelişmiştir. Birçok şeyin ilk adımı aileden sonra ki öğrenimin temeli olan bu kurumlar da atılır ve geliştirilir. Günümüzde bu kurumların çocuklarımızın gelişimine katkısı sebebiyle, hemen hemen her ilde ve ilçede kreş ve anaokulu mevcuttur. Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak sağlıklı çocuklar yetiştirmek her ailenin beklentisidir. Böylece çocuklarımız öğrenme çağına geldiğinde 3 ila 5 yaş aralığında beklentilerimizi karşılayacak uygun bir kreş ve anaokulu arayışına gitmeliyiz. ..
2
171
görüntüleme
Çocuklarda Kişiliğin Temeli
Çocuklarda kişiliğin temeli ve ailenin buna etkisi. Her çocuk özeldir ve birbirinden farklı kişisel özelliklere, beceri ve yeteneklere sahiptir. Sahip olduğu bu kişisel özellikleri ileri ki yaşlarında meydana gelecek olan kişiligini oluşturur. Kişilik doğuştan gelen mizacın zamanla evrilerek kendini tamamlamasıdır. Aile içindeki duygu yoğunluğu, iletişim ve öğretiler çocuğun kişiliğinin temelini oluşturmaya yardım eder. Sevgi, saygı, hoşgörü ve demokratik bir ailede dünyaya gelen bir çocuk düşünelim. Bu çocuğu düşündüğümüzde kişilik yapısının temel taşlarını sağlıklı oluşturduğunu görebiliriz. Sevgi, saygı , hoşgörü ve demokrasi kişiliğine farkında olmadan kodlanmış ve ruhunu besleyecek olan duygular olumlu bir durum yaratmış olacaktır. Yaşıtlarıyla karşılaştığı sorunlarda veya hayatının belirli noktalarında alacağı kararlarda vazgeçmeyecegi temel noktalar aile içinde kişiliğinin oluşmasına yardımcı olan bu kodlar olacaktır. Hayvanlara, doğaya, çevresine duyarlı ve uyumlu bir kişilik özelliği gösterecektir. İlerleyen yaşlarına adım atarken ve gelişirken bu temel çerçevenin dışına çıkmayacaktır. Çünkü kişiliği gelişirken öğrendikleri karakterinde temel taşları oluşturmuştur zamanla sadece bu temel taşların üzerine bu doğrultuda öğretiler ekleyecektir.   Şimdi ise ilk aile örneğimizin dışında bir aileyi ele alalım. Tamamen ilgisiz, çocuklarının hislerine ve varlığına duyarsız, aile içinde sevgi, saygı, hoşgörü ve demokrasi ortamının olmadığı sağlıksız bir aile de yetişen çocuğu düşünelim. Farklı öyküye sahip olan bu çocuğumuzun ise kişilik yapısını yetiştiği ailede ki bu ilk öğretileri oluşturur. İlerleyen yaşlarında gelişen kişiliği sadece bu çerçeveyle sınırlı kalır ve olumsuz kodlar içerir. Çevresine, hayvanlara, doğaya karşı duyarsız, yaşıtlarıyla ve çevresinde yaşadığı sorunlarda  baskın, öfkeli ve hakkaniyetli olmayan kararlar veren ve toplum içinde istenmeyen bir kişilik özelliği gösterir. Çocuklarımız kendilerini keşfettikleri sosyal olmaya başladıkları yaşlarda 2 ila 6 yaş dönemlerinde yaşıtlarıyla sürekli iç içe olan ve paylaşımlarda bulunan bir çocukluk dönemi geçirirler. Gerek park ve bahçelerde gerekse kreş ve anaokulunda sürekli diğer çocuklarla iletişim ve etkileşim halindedirler. Ve ilk temel taşlarını aile içinde oluşturdukları kişilik yapılarının özelliklerini bu ortamlarda rahatlıkla gösterirler. Doğru kodlarla kodlanmış kişilik özellikleri olan çocuklar kreş, anaokulu, park ve bahçe gibi yerlerde bir arada olduğu yaşıt ve arkadaşlarıyla sağlıklı doğru ilişkiler kurabilirken, kişilik yapısını oluşturan temel taşlarının çocuğun davranışlarına duygu ve düşünce durumuna zarar veren yanlış kodlar ise çocuklarımızın sosyal çevresinde yaşıt ve arkadaşlarıyla kreş, anaokulu, park ve bahçelerde bir araya girdiğinde toplum düzenini bozan, huzursuzluk yaratan bireyler olurlar. Çocuklarda kişilik yapısının oluşmaya başladığı bu yaşlarda edindikleri özellikler sadece çocukluk dönemlerinde etkili değildir. Ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde de bu özelliklerin yansımasını yaşamlarının ve sosyal hayatlarının belirli noktalarında hisseder ve hissettirirler. Çocuklarımızın sağlıklı bireyler olması demek sadece fiziksel açıdan tamamlanması demek değildir. Onların duygu durumlarını anlayabilmek, ailesi ve çevresi olarak örnek bireyler olduğumuzu ve ilk öğretmenlerin bizler olduğumuzu bilmek gerekmektedir. Sadece bir çocuğu dünyaya getirmek belirli ihtiyaçlarını karşılamak ve büyütmek ile onu yarınlara hazırlamış topluma kazandırmış olmayız. Doğru duygu ve düşünce yapısıyla yaklaşıp sevginin, saygının ve hoşgörünün hakim olduğu adil bir aile ortamında büyütmemiz gerekir. Bilmeliyiz ki çocuklarımızın ilk öğrendikleri ilk hissettikleri onların gelişiminin temelini oluşturur. Toplum içinde kabul görmeleri çocukluk dönemlerinde başlar. Kreş ve anaokulları gibi çocuklara yaşıtlarıyla bir arada olma imkanı sağlayan kurumlar cocuklarda ki bu kişilik bozukluklarının en net farkedilebilecegi ortamlardır. Çocukların birbirleriyle olan iletişimleri, sorunları çözme becerileri ve anlaşmazlıklara karşı tepkileri bu gibi bozukluklar hakkında öğretmenlerine bilgi verir. Çocuklar bazen sadece içe dönük, oyunlara ve faaliyetlere katılım göstermeyen ve sessiz bir tavır sergilerken, bazen ise öfkeli, huzursuz, baskın karakterli, kendisine ve çevresine zarar veren toplum düzenini bozan tavırlarda gösterebilirler. Her iki durumda da gözlemleyici olan öğretmenler aileyle iletişime geçmeli ve gerekirse bir uzmandan yardım almaları sağlanmalıdır. Çocuklarımızın bakımı için aile olarak üzerimize düşen, sadece onların fiziksel bütünlüğünü sağlamak ihtiyaçlarını gidermek demek degildir, ruhunuda beslemek doğru iletişim ve duygu kodlarıyla sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olmalarını sağlamaktır. Anne baba olarak çocuk sahibi olmadan önce belki de  her yönden kendimizi geliştirmek ve yetistirmemiz gerekir. Hayata getireceğimiz  çocuklarımız için fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı bir yuvada yetistirecegimizden emin olmamız gerekir. Yazar: Esra Bektaş Özgür - Ozelkresim.com / Eğitim Danışmanları Ekip Lideri.   ..
3
165
görüntüleme
Çocuklarda 2 Yaş Sendromu Nedir?
Çocuklarda 2 Yaş Sendromu Nedir? Ailenin Tutumu Nasıl Olmalıdır? Her çocuk birbirinden farklı özelliklerdedir. Zamanla yaşadığı çevre ve öğretileri bu özelliklerine yenilerini ekleyerek çoğaltır. Cocuklar hayatı keşfederek gelişir ve büyürler. Doğma gelişme ve büyüme süreçleri  her çocukta farklı seyreder. Her aile bu süreçleri farklı şekilde atlatır.   Bu gelişimleri gözlemlerken ve çocuklarımızı büyütürken bazı özverilerde bulunmamız gerekir. Sonsuz bir sevgiyle çıkarız yola, fedakarlık eşlik eder ve sabır en kuvvetli duygumuz olmalı .Bir çocuk yetiştirmek onun duygularını hislerini anlayabilmek gerçekten zordur. Aileye muhtaç olarak hayata gelir ve bebektir. Kendi öz bakımını yapamaz kendisine bakan hiçbir gözü simayı tanımıyordur daha, kendini ifade etme yeteneği hiç yoktur ve bu zamanlarda en büyük destekçisi fedakar ailesidir. Zamanla gelişmeye ve büyümeye başlar. İşte ailelere düşen sorumluluk bu aşamada daha da artacaktır. Artık daha hareketli daha enerjik ve meraklıdır. Mamasını verip altını değiştirdiğniz gazını çıkarıp uyuttuğunuz evreyi tamamlamış ve büyüme evresine geçmiştir. Her aşamayı normal tamamlamış,  herşey olması gerektiği gibi ilerliyordur . 1,5  ila 3 yaşları aralığına geldiğinde artık eskisinden daha öfkeli, ısrarcı ve zorluk çıkaran bir ruh halindedir. Gelişim ve büyüme aşamasında ortaya çıkan bu durum,  gelişimi normal ilerleyen her çocukta olması gereken duygu durumu ve ruh halidir. Ve bu duruma çocuklarda 2 yaş sendromu denir.   Bu yaş aralığında her çocuğun yaşadığı ve ailelerin geçiş sürecinde oldukça zorlandığı çocuklardaki 2 yaş sendromu çocukların artık aileye muhtaç olmadıklarını hissettikleri onlardan ayrı bir birey olduklarını ispatlamaya çalıştıkları kendi isteklerinin ve kendi kararların farkına varıp dayattıkları bir geçiş dönemidir. Bir nevi çocukların ilk ergenlik dönemide diyebiliriz. Bu dönemle cocuklar 1.5 ile 3 yaşları arasında tanışırlar ve yaşadıkları duygu durumu ve ruh hali sendrom olarak adlandırılır. Eskiden anne babanın kararına bağlı olan bircok şey artık çocuğun inatlaşmasıyla karşılaşır ve istemediği durumlara karşı tepkisini, henüz kendisini ifade etme yeteneği olmadığı için saatlerce süren ağlama krizleriyle, oyuncaklarına, eşyalarına ve zaman zaman kendine zarar vermekle gösterir. Saçlarını çekme, kendini yere vurma gibi zarar verici davranışları, yaşadığı sendromdan ileri gelir. Çoğunlukla bu durumla karşılaşan aileler ne yapacağını bilemez bir hal içindedirler. Daha düne kadar kendi sözleri ve isteklerinin hakim olduğu çocukları üzerinde artık kendini bir birey olarak ispatlamaya çalışan kendi istek ve kararlarını diretmek doğrultusunda tepkiler veren bir çocuk vardır karşılarında. Aileler çocuklarının gelişim ve büyüme aşamasındaki bu sancılı dönemi oldukça sabırlı olarak karşılamalı ve çocuklarını anlamaya çalışmalıdır. Anlayışlı ve sakin bir dille çocuğa yaklaşmalı tavırlarına mantıklı gelecek şekilde cevap vermelidirler. Oyuncak alma isteğine karşı gelinen bir durumda öfkelenen çocuk bu konuda oldukça ısrarlı davranacaktır, ya da hiç uygun olmayan bir zamanda dışarı çıkmak istediğinde bu isteğinde ısrarcı olacak ve ailesi tamam deyinceye kadar ağlama krizleri, kendine veya etrafa oyuncaklarına zarar verme gibi tepkilerle diretecektir. Aileler bu durumla karşılaştıklarında sinirli ve agresif olmamalı ancak normalde onaylamadıklari konuları sırf çocukların ısrarı ve gösterdiği tepkiler neticesinde onaylamamalıdır. Aynı tutumu sabırlı ve anlayışlı bir şekilde devam ettirmeyi çocuğun anlayacağı şekilde izah etmeli ve beklemelidir. Bu zorlu durumun çocuklarının gelişim ve büyüme sürecinin bir parçası olduğunu unutmamalı, sabrı ve anlayışı elden bırakmamalıdır. Bu donemde çocuğa karşı yaklaşımlar çok önemlidir. Aile çocuğunun bu süreci sağlıklı atlatmasında sabırlı, anlayışlı olmazsa çocuğun ilerleyen yaş durumunda yaşadığı sendrom devam eder ve ailenin bu aşamadaki yanlış davranışları çocukta derin izler birakır.   Bu süreci sağlıklı atlatamayan çocukların tepkileri sosyal yaşamlarına negatif yansır. İstekleri karşılanmadığında öfkeli sinirli ve etrafına zarar veren tepkileri 2 yaşını atlatmasına rağmen devam eder.   Gerek yaşıtlarıyla parkta, evde oynarken gerekse kreşte ve anaokulunda yaşıtlarıyla beraberken sağlıklı atlatamadığı 2 yaş sendromunun olumsuz etkilerini yansıtır ve bu durum zor bir sosyal hayat yaşamasına neden olur. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için çocuklarımızın gelişim süreçlerini takip etmeli onlara sabırlı ve anlayışlı yaklaşmalıyız. Çocuklarımızın sağlıklı bireyler olup sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için daha hassas yaklasmaliyız. Zaman zaman göz teması hizasına eğilerek onu anladığımızı ifade etmeli yanında olduğumuzu hissetmeliyiz. Bu süreci sağlıklı atlatamayacağımızı düşünürsek bir uzmandan yardım almalıyız. ..
4
161
görüntüleme
Çocuklar için internet yararları ve zararları
Çocuklar için internet yararları ve zararları hakkında: Dünya’da çocukların medya ilişkisi ilk olarak 1920’lerde araştırılmaya başlanmıştır. O günden bu günlere hiç azalmadan gittikçe artan oranda devam ediyor çünkü gittikçe internet bağlantılarının artması, medya alanlarının genişlemesi ve teknolojinin gelişmesi  hatta çocukların yürürken bile online olabilmeleri ailelerin bu konudaki sorularını çocukların karşılaşabilecekleri sorunları gittikçe arttırıyor. İnternetin yararları inkar edilemez eğer iyi kullanılırsa gelişen teknoloji özellikle eğitim için mükemmel bir alandır. Hiçbir zaman ulaşamayacağınız koca bir kütüphaneyi odanıza getirebilir ama bunun yanında denetimsiz bir ortam olarak bir çok tehlikeyi de içinde barındırmaktadır. Çocuğun internet ortamındaki herhangi bir olaydan etkilenmesi çocuğun yaşına gelişim dönemine kendi özelliklerine, gelişim özelliklerine sosyal çevresine aileyle olan ilişkisine ve kullanma süresine bağlı olarak değişecektir. Aynı zamanda çocuğun internetten etkilendiği şeyleri hem fiziksel olarak psiko sosyal olarak incelemek gerekir. Fiziksel olarak çocuklara zararları tartışılmaz, bunlardan en önemlisi herhangi bir internet ortamında ister bilgisayar, ister tablet, ister cep telefonuyla olsun  hep aynı pozisyonda durmak postür bozukluklarına hareketsizlik nedeniyle ve devamlı atıştırma nedeniyle obeziteye, yağ dokusunda artışa bununla birlikte bağzı metabolik bozukluklara ki bu metabolitik bozukluklar kalp hastalıkları ve özellikle diyabet şeker hastalığı için risk faktörüdür ve tüm bunlara neden olabilir . Yine nöbet riskini televizyondan daha az olmakla birlikte arttırır ve göz kurumasına yol açtığı içinde çeşitli göz problemlerine neden olabilir, tabi ki bunların yanı sıra birde psikososyal etkileri var internetin çocuklara psiko sosyal etkilerine baktığımızda en önemlilerinden bir tanesi okul performanslarındaki bozulma, sosyal izolasyon, kendi yaşıtlarıyla olan aktivitelerden kopma kendi içine kapanma  ve bununlar birlikte gelen depresyon, benlik saygısında azalma bazen agresyon ve dikkat süresinin azalması gibi sonuçlar olmaktadır. Suça yönelik davranışlar, aşırı para harcama ve  sonucunda getirilen suç davranışları madde kullanımına başlamak, pornografi, cinsel istismar, şiddet gibi çocuğu etkileyebilecek ve çocuğa zararlı olabilecek bir çok şey’den bahsedebiliriz. Son zamanlarda  aileler çocuklarının sıklıkla bağımlılıktan ve bir internet bağımlılığı bilgisayar bağımlılığı olduğundan şikayet etmektedir.bağımlılık diyebilmek için bir şeye iki tane önemli kuralımız var bunlardan bir tanesi bulamadığı zaman kişinin ciddi yoksulluk çekmesi ikincisiyse bilerek dozu arttırmasıdır bu nedenle her çocuğa her internet kullanan  ve de  televizyon ,tablet yada cep telefonu başında uzun zaman geçiren çocuğa bağımlı demek doğru değil, bu kuralları bu gerekleri yerine getirip  getirmediğine bakmak gerekir çünkü çoğu aslında bağımlılıktan daha çok kötüye kullanım şeklinde ortaya çıkmaktadır. O nedenle çocuğun diğer görevleri ne adar yapıp yapmadığı  bunların önünde ne kadar vakit geçirdiği bunları yapmak için diğer ödev yapmak gibi arkadaş ilişkileri gibi sosyal aktiviteleri gibi aktivitelerin ne kadar kısıtladığı bunların hepsini değerlendirmek ona göre bağımlılık yada değil şeklinde bir karar vermek gerekir eğer bağımlılık olduğunu düşünüyorsak tabi  bütün bunları değerlendirdikten sonra , ozaman bir profesynelden yardım almak gerekir ama onun öncesinde bunu engellemenin yolu çocukla ilgili yaşının bağımlı olarak çocuğun görevleriyle bu aletleri kullanım sürelerini denetlemek, onunla bir anlaşma yapmak bu anlaşmanın dışına çıktığı zaman yaptırımları konuşmak veyine çocuğun televizyon bilgisayar yada internet ile olan bağını mutlaka kontrol etmek gerekiyor ailelerin çocuklara ait özellikle anaokulu, özel kreş yaşındaki küçük çocuklara ait bir tableti, bir televizyonu ,bir telefonu, bir bilgisayarı olmayacağını bunların ortak kullanım alanında bulunmasının ve denetlenmesinin şart olduğunu akıllarından çıkartmaması çok önemli çünkü eğer bunları denetimsiz bırakırsanız çocuğun orada yapacağı hareketleri kontrol etmezseniz ozaman o çok iyi kullanıldığında gelişme yapabilecek ilerleme getirebilecek teknolojinin kötü sonuçlarıyla yüzyüze kalmış olursunuz. Neler olursa bağımlılıktan şüphelenebiliriz? eğer çocuğun sosyal aktiviteleri aile ilişkileri gittikçe azalıyorsa teknolojiyi kullanım süresi gittiçe artıyorsa kullanamadığı zamanlarda huzursuzluk, agresyon, bir boşluk hissi gibi yoksulluk belirtileri gösteriyorsa dersleri gittikçe bozulmaya başlamışsa ve artan süreyle ilgili ve okulda kötü kullanım ile ilgili konuşmaları akla uydurup aslında orada daha çok öğrendiği gibi şeyler başlamışsa kullanım süresi konusunda yalan söylemeye başlamışsa ozaman şüphelenmek ve yardım aramak gerekicektir. Nasıl engelleye biliriz? Öncelikle bilgisayarı, tableti ve televizyon gibi cihazları mutlaka ortak alanda tutmak bunları nasıl kullanacağını ebeveynlerin bilmesi nasıl denetleyeceğini bilmesi gerekiyor  küçük çocuklar için özellikle filtre koymak işe yarayabilir. ..
5
219
görüntüleme
Çocuklarda Yemek Yeme Problemi
Çocuklarda Yemek Yeme Problemi Hakkında  Çocukların çok küçük yaşlardan itibaren kontrol sağlayabileceklerini keşfettikleri konulardan bir tanesi  yemek yemek diğeri ise tuvalet alışkanlığıdır.çocuklar daha bebeklik dönemlerinden başlayarak yemek yiyerek ve ya yemeyerek ailelerini denetim altında tutabileceklerini fark ederler yemek yeme saatlerinde işleri zorlaştırarak ailelerin dikkatlerini kendine çekebilirler kızgın oldukları anne veya babaya eziyet çektirebilirler. Beslenme çocuğun sağlığı için gerekli olduğundan anne babalar özellikle de bu konuda ısrarcı davranırlar. Anne babalar çocukları ne kadar yerse çocukları o kadar sağlıklı olacaklarını düşünmek onu sürekli yedirmeye çalışmak ve çocuk yemeyi çeşitli nedenlerden dolayı reddettiğinde anneler kendilerini kötü hissetmeye başlıyor ve kendilerini başarısız bir anne olarak görmeye başlıyorlar, annesinin bu konudaki zaafını hisseden çocuk yeme davranışını anneye karşı kullanmaya başlıyor,başkaları kolayca yedirebilirken anne  çok sıkıntı çekmeye başlıyor. Anne babaların çocukların beslenmesi konusunda gösterdikleri duyarlılıklar sadece kendi kafalarındaki iyi anne baba imajından kaynaklanmamaktadır,çevredekilerde özellikle kendi anne babaları büyükleri ve ya diğer büyükler tarafından şöyle cümleler gelebilmekte; Bu çocuğa yemek yedirmiyormusunuz? Çocuk çok soluk görünüyor. Aç kalıyor bu çocuk,hasta olacak. Bu kadar az yerse bu çocuk büyüyemez. gibi yorumlar anne babayı bir yandan kızdırırken bir yandan da kendilerini suçlu kötü başarısız bir anne ve baba olarak hissetmelerine yol açmaktadır.Bu duygu ve düşüncelerle dolan anne ve baba zorlu ve kaybetmeleri neredeyse kesin olarak bilinen ancak onların fark edemedikleri bir mücadeleye başlarlar. Hadi oğlum yesene . Bak bu son lokma hatırım için ye. Önüne dön. Ağzında yemeği tutma tarzında cümleler yemek masasını süslemeye başlıyor, elinde tabakla çocuğun arkasından koşturmak ilgisini çekebilecek hikayeler masallar anlatmak vaatlerde bulunmak ve tüm bu çabalara rağmen çocuk halen yemiyor ağzında tutuyorsa sinirlenmek, bağırmak çağırmak, çocuğa cezalar vermek hatta bazen vurmak.Çocuğa yararlı olması için harcanan bu tüm çabalar hüsranla sonuçlanabilmektedir. Sevgili anne ve babalar bu sorunlarımızı çözmek için öncelikle algılarımızı değiştirmek gerekiyor bu konuda size üç tane algımızı değiştirmemiz gereken bir ifadede bulunacağım bunlardan birincisi;Çocuğun büyüyüp gelişmesi için gerekli olan tek şeyin yiyecekler olmadığını hatırlayın lütfen bunu zihnimize kodlayalım çocuk ilgiyle,şefkatle,sevgiyle de beslenir.İkincisi ise sevgili anneler babalar; Çocuğunuzun sağlıklı gelişmesi için çok yemesi gerekmez yalnızca dengeli beslenmesi yeterli olacaktır.üçüncüsü ise;Çocuğunuzu diğerleriyle karşılaştırmayın,her bünyenin gereksinimi ve büyüme hızı farklıdır algılarımızı bu yönde değiştirdikten sonra gelin şu önerileri uygulamaya çalışalım. Aç olan çocuk eninde sonunda yemek ister bütün canlıların ortak özelliği budur onun kendinin aç olduğunu fark etmesine izin verin.şunu yer misin bunu yer misin şundan da ister misin gibi sorulardan uzak durun. Çocuğunuzu yemeğini masada yemesi için teşvik edin ,yemek masasını aile üyelerinin günlerini nasıl geçirdiklerini anlattıkları sohbet ettikleri bu arada da hep beraber yemek yedikleri bir yer olması içinde çalışın. Sadece öğününde yemek teklif edin öğün aralarında atıştırmalarına izin vermeyin.Zaten küçük olan midelerini abur cuburlar la dolacak ve açlık hissi ortadan kalkacaktır midelerini abur cuburlarla  doldurmasına izin vermeyin. Yemek seçiminde ilgili olarak onun için besleyici olduğunu düşündüğünüz yiyeceklerden evde olanlar arasından seçim yapmasını isteyebilirsiniz,seçim çok önemli seçtiği halde yemediği yiyeceği bir başka öğünde tekrar deneyebilirsiniz,sofradan yemeden kalkmışsa birkaç saat sonra acıkabilir öbür öğünü bekletmek ve abur cubur a izin vermemek daha uygun olacaktır. Bir diğer önerimiz sevgili anne ve babalar yemek sırasında ne kadar sinirlenirseniz sinirlenin belli etmemeye çalışın dolu tabağı gayet sakin bir şekilde çocuğunuzun önünden alın ve gülümseyerek sohbetinize veya yapacağınız şeye devam edin. Yemeğini yemediği için çocuğunuzu cezalandırmayın veya tam tersi yediği için de ödüllendirmeyin,yemeğini yemesi için ısrarcı olmayın sözler vermeyin eğer yemeğini yersen sana şunu yapacağım tarzı sözler vermeyin.  Bir şeyler izleterek dikkatini dağıtarak ağzına yemeği zorla tıkmayın. Yemeklerin hepsini karıştırıp hızla yedirmeye çalışmayın bırakın sırasına kendi karar versin kendisine ait bir yemek zevkinin gelişmesine olanak tanıyın. Yemek sofrada yenilir elinizde tabak ile oda oda lütfen dolaşmayın. Hiç bir şey yemiyor bari bunu seviyor deyip besleyici değeri olmayan ve çabuk doyuran gıdaları yedirmeyin. Yemek işini inada bindirmeyin bu yolla çocuğunuzun sizin üzerinizde egemenlik kurmasına izin vermeyin eğer böyle bir savaşa girerseniz unutmayın ki bu savaşı çocuk kazanacak. Yemek saatinde önceden evde değilseniz çocuğunuzu gördüğünüzde ilk sorunuz yemeğini yedin mi ve ya ne yedin bu akşam gibi sorular olmasın çocuğunuzun diğer yaptıkları da sizi en az yemesi kadar ilgilendirsin. Çocuğunuzun yeme ile ilgili sorununu onun duyabileceği yerlerde ,özel kreşinde çocuğunuzun duyacağı şekilde öğretmenleriyle ya da başka kişilerle paylaşmayın çocuğunuz bu olaydan iki şekilde etkilenir birincisi kendinin bile tam anlamıyla farkında olmadan yaptığı ilgi çekebilme işini yemeyerek başardığını algılar ikincisi ise sizi üzmekten dolayı kendini kötü bir çocuk olarak hissetmeye başlar zaman zamanda size kızdığında sizi cezalandırmak için yemeği kullanır hale gelir,unutmayın ki iyi anne baba olmak çocuğunuzu iyi gıdalarla beslemekten geçmiyor çocuğunuzla aranızda hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin hatta yiyeceklerin bile girmesine sevgili anne ve babalar izin vermeyin. Açığı sonradan kapatılmayacak tek şey sevgidir ve güvendir. ..

MENÜ